HAKİKAT
- Salih Bektaş
- 16 Haz 2024
- 2 dakikada okunur

Hakikat nedir? İnsanoğlunu çepeçevre saran dört duvar mıdır hakikat, yoksa salt fiziğin ve bilimin cevap verebildiği sorular mıdır? Yoksa Hristiyan bir azizin sorgulanamayan bilgileri midir hakikat?
Hakikatin insanda içe ve dışa dönük manaları vardır. Bu manalar insanda birçok faktör oluşturur. Aynı faktörlerde toplumu şekillendirir. Kimi toplumda kültürün oluşmasına kimi toplum da ise yeni bir din şekillenmesine sebebiyet olur. Pekâlâ bir medeniyetin, bir uygarlığın, bir dinin şekillenmesine sebebiyet olan bu hakikat aslında nedir? Tarihin farklı zamanlarında insanoğlu bu soruya farklı cevaplar vermiş ve cevaplarına göre kaderini tayin etmiştir.
Günümüz dünyasında ise durum Batı’nın tekelinde ilerlemektedir. Batı’nın zor yolla, savaşla ve yıkımla ortaya koyduğu, doğru olduğu dayatılan ve şüphesinden bilimcilikle kurtulabilineceğini düşünülen yeni bir hakikat fikri. Bir zamanlar hakikati pederlerin restoresinden geçmiş Hristiyanlık olarak gören bu zihniyet, şimdi ise bu hakikati salt fiziğe ve dogmatik bir bilimciliğe indirgeyerek dünyayı ve hakikati anlamadaki beceriksizliğini yeniden ortaya koymaktadır. Aynı uygarlık düalist, materyalist bakış açısıyla bencilliği ön plana koymuş ve bunun içinde atalarının danışmanları olan sofistlerin, istek ve arzuların en yüksek derecede giderilmesi emrini amaç olarak görmüşler ve her birey arasında açık bir savaş ihtimaline kapı açmışlardır. İşte günümüz dünyasında ileri gelen yalan bir hakikat düşüncesi böylelikle dünyayı adım adım yıkıma götüremeye başlamıştır. Bu Batı hakikat görüşü, kendi kendini ipe teslim etmeye hazır bir hakikat görüşüdür.
Öncelikle belirtmemiz gerekir ki hakikatin kaynağı ilahi iradedir. Bir zamanlar asıl haliyle yaşanmakta olan Zerdüştlük, Taoizm, Budizm gibi dinlerin yanı sıra semavi dinler kendi toplumlarına altın çağlarını yaşatmışlardır. İşte bu ilahi iradeyi esas alan dinlerin gayesi, maddeyi araç olarak kullanıp bir yüce olana ulaşma hedefiydi. Bununla beraber kendi iç benliğini keşfedip yüceltirken dış dünyaya da sınırsız güzellikle yaklaşıp evreni şekillendirebilmiştir. Yıkmak değil yapmakla iştigal olmuştur. Bu yaklaşım sayesinde yücelen, matematikten tıpa, astronomiden coğrafyaya ve daha nice ilim dalının temelini atan topluluklar ve devletler ortaya çıkmıştır. Maalesef ki sonrasında saydığımız dinlerin biri haricinde tümü asimile olmuş ve amacından, ilahi kaynağından sapmıştır. İşte asimile olmayan o tek din ise İslam’dır.
Günümüz dünyasının kurtuluşu, hakikatin esasına ulaşım ise ancak (Batı dünyasının dışta olana yani dünyaya yönelme düşüncesinin aksine) içe doğru yapılacak bir yolculukla gerçekleştirilebilir. Bu yolculuk sonunda insan doğru ve yanlışa Marx’ın Nietzsche’nin ya da Sofistlerin görüşüyle değil, ilahi bir iradenin yöneltimiyle gerçek manasını verebilecektir. Düşünmeye başlayan her insan tek kapısı olan bu yolda mecburen hak yola varacak ve insanlığın kurtuluşuna bir nebze de olsa katkıda bulunacaktır. İşte bu hak olan hakikat, tüm insanlığı kucaklayacak ve böylelikle tüm insanlığa huzur, mutluluk ve şenlik gelecektir.
Comments