top of page

AŞKIM İSYANDIR BENİM

Güncelleme tarihi: 13 Haz 2024

Cahit Zarifoğlu ağabey kitabına altı çizilesi bir cümle ile başlıyordu; ”Nasıl olmuşsa bilmiyorum, vurmuşlar bize biz vurmamışız. ”Cahit ağabeyin bu cümlesi üç yüz yıldır boynunu Frenkli’lerin uygarlığına çevirmiş olan Anadolu’nun, mahcup ve onurlu çocuklarının isyanıydı aslında.

Zihinlere yerleştirilen prangalar, daralan ufuklar ve Edirne ile Kars arasına hapsedilen idealler… Bunlara; tıpkı kendisini mat etmeye çalışan rakibine karşı piyonları yemeye çalışan satranç oyuncusu, rakibinin onlarca atağına karşı tepki vermeyen futbol takımı gibi tepki veren bizler… Üç yüz yıldır kaybettiğimiz kadim değerleri konuşmakta ve bunlara ağıt yakmaktayız lakin göz ardı ettiğimiz şey özlem duyduğumuz değerlerimizi kaybetmemize neden olan aşkımızı ve heyecanımızı kaybetmemiz. Şairin “atlarımızı geri alacağız” diye haykırışı gök kubbemiz altında bize ait olan tüm değerleri; Konstantinopolis’i İstanbul yapan, Anadolu’yu vatan yapan, Tuna’ya bizim türkümüzü söyleten aşkımızı ve kaybettiğimiz bütün kadim değerlerimizi geri alacağımızın isyan manifestosuydu aslında… Montesquieu, Roma’nın yıkılışı için şöyle der: “Aşklarını kaybettiler ve kaybolup gittiler!” Aşklarını kaybeden toplumların kaderi kaybolup gitmektir lakin unutulmamalıdır ki sancak düştüğü yerden kalkacağı gibi “sevemem, karanlığı bir daha devirmeden/aşkım isyandır benim” diyen şairin isyanı, kölenin efendisine “hayır ayakkabılarını boyamıyorum!” diye haykırması, öğrencinin düşüncelerinin beş şık ile sınırlandırılmasına karşı çıkması, siyasetçilerin zihinlerindeki siyasi sınırları terk edip tarihin onlara yüklemiş olduğu mefkûreye göre zihinlerinde bir harita çizdiği vakit karanlık bir daha devrilecek ve kaybettiğimiz değerler bir bir geri kazanılacaktır. Şu da bilinmelidir ki isyan derken basit çaplı bir isyandan, suya sabuna dokunmayacak kınamalardan bahsetmiyoruz. Kendisine sorulan “Avrupa Birliğine karşı mısınız?” sorusuna “Karşı olmak hafif gelir, düşmanıyım Avrupa Birliği’nin” diyen İsmet Özel’ce bir duruştan bahsediyoruz. Karşı olmak yetmez, düşmanı olmak gerek; kavramlarımızın yabancılaşmasına, tek tip kıyafete, düşünceye, şehir mimarisine, küreselleşmeye ve betonlaşmaya. Bugünlerde cami merkezli şehir yapısını, ahşabı, Arnavut kaldırımlarını terk edip Frenk tarzı mimarileri tercih etmenin, gökdelenlerin yükseldiği yerde ahlakın da yükseleceğine olan inancın haksız çıktığı “Sesim burada kısılacak; Allah gökdelenlerinizden büyüktür!” diyen Güven Adıgüzel’in haklı çıktığını anlamaktayız… Bu yaşadığımız meşum hadiseden hareketle yalnızca betonlaşmayı değil sonucu betonlaşmanın olduğu Frenk zihniyetini de bu topraklardan söküp atmak gerekir. Son üç yüz yıldır tahayyül ettiklerini ve istediklerini tek tek gerçekleştirdiler, fikirlerini yahut kavramlarını zihinlerimize ilmek ilmek işlediler, futbol terimiyle söyleyecek olursak bu maçı kazandılar lakin bizim de sevdiğimiz Frenkçe bir kelime var: RÖVANŞ!

 
 
 

Comments


bottom of page