top of page

ÖLSEK YENİDEN DİRİLECEĞİZ CELLATLARIMIZA İNAT




Parçalanmışız. Üstümüz, başımız, yüzümüz, gözümüz ve en çok da hüznümüz. Başka pencerelere vuran güneş bize vurmuyordu, vurmasını isteyen de yoktu lakin göz ucuyla da olsa görmek istiyorduk. Ummak bir ummandır demişti Süleyman Çobanoğlu, işte biz de bu ummanda yolumuzu arıyorduk tıpkı Gazze’deki 5000 yıllık zeytin ağacı gibi. Ayrım duvarının eşiğindeki bu ağaç 5000 yıldır orada umudu ve inancı temsil ediyordu adeta. Kökleri sağlam duran ağacın gökyüzüne uzayan dalları hilale kavuşmak için umut ediyor, hem de düşmanlarına karşı büyük bir umut ve sabırla.

Bugün bu ağacın varlığına dahi tahammül edemeyen zorba bir toplulukla karşı karşıyayız. Bu zorba topluluk, toprağının sinesinde umut ve heyecan olan bu ağacın varlığına göz dikmiş durumda. İlyada Destanı’nda yaşlı bir zeytin ağacının Homeros’un kulağına eğilip sessizce fısıldadığı cümleyi hatırlamanın tam zamanıdır: “Ben herkese aitim ve kimseye ait değilim, sen gelmeden önce buradaydım, sen gittikten sonra da burada olacağım.” Gazze’deki yaşlı ve heybetli bu zeytin ağacının Özgür Filistin’i temsil ettiğine inanmaktayım ve tıpkı destandaki zeytin ağacının Homeros’a dediği gibi onlar gelmeden önce de buradaydı, onlar gittikten sonra da burada olacak. Zorbalar yok olup gidecek, Özgür Filistin yeniden var olacak! 

    Biz bağırdık birileri hiç duymadı şimdi avaz avaz susacağız ve yazacağız. Üstadın tam da dediği nokta: “Taşların kalp atışını duyanlar / yalnız onlar okur benim söylediklerimi” Kalbi taş olanların anlayabileceği bir şey değildir taşların kalp atışını duymak. Bulunmuş olduğu toprağı işgal edenlere karşı özgürlük için hedefine ulaşmayı bekleyen bir taşın vardır elbet bir kalp atışı tıpkı inandığı tüm çiçekler işgal edilmiş şairin kaleminin bir kalp atışı olduğu gibi. Biz bu kalp atışını dinleyeceğiz ve insanlığı aramaya devam edeceğiz, insanlara rağmen. Kalbinde merhamet olan insanların, yanacak olan özgürlük ateşinin kıvılcımları olacağına inanacağız ve bekleyeceğiz bu kıvılcımın yanmasını kendimize has bir mevzide, metruk bir mevzide ama yine de bekleyeceğiz. Metruk mevzimizde bazen de hüzünleneceğiz özlemle beraber. Nurullah Genç söyler feryadımızı: “Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü / toplumun gündemine koyu bir isyan düştü / iniltiler geliyor doğudan ve batıdan / Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü” Bozulan denge, kaba tabirle çivisi çıkmış dünya yeniden kalbine döner mi bilmiyorum ama artık bu dünyanın Filistin’deki insanlar için de dönmesi gerekmektedir. Bu dünya yalnızca Batı’da doğan çocukların değil aynı zamanda kırkı çıkmadan ölen Leylaların da dünyasıdır.  Filistinli Muhammed Durra’ların, Suriye’li Aylan’ların, Doğu Türkistan’daki yavruların… Her nereden, hangi coğrafyadan, hangi paralelden, hangi meridyenden ise hiç fark etmeksizin acımızı bölmeye çalışanlara inat berrak bir gökte uğruna savaştığımız çocukların! Mutlu olsun diye çocuklarının ellerini ve yüzlerini boyayan insanların, çocuğu şehit olduğunda kolay bulayım diye çocuğunun ellerine yazılar yazan insanları artık anlaması gerekmektedir. Benim için değil yahut yalnızca Filistin’deki çocuklar için değil, insanlık için!

   Her şeye rağmen ümitvar olacağız. Aşk bir gün her yerde iktidar olur diyen şairin hemen ardından yeniden buluşuruz Mescid-i Aksa’da demesi gibi. Yok etmeye çalışanlara inat var olacağız, taş üstüne taş bırakmayanlara inat yeni taşlar bulup yerlerine koyacağız, kendilerini cellat bizleri kurban belleyenlere inat her dem yeniden doğacağız ve onlara şunları haykıracağız: Ölsek yeniden dirileceğiz cellatlarımıza inat!


 
 
 

Comments


bottom of page