top of page

ŞEYH MAĞLUP

Hep mağlup görünen ama hep galip gelenlere…


Herkesin zafer için yanıp tutuştuğu bir çağda yaşıyoruz. Hiç kimsenin yenilgiye tahammülü yok. Bir futbol takımının taraftarı isek ve yenilmişsek dört saat stadı kuşatacak kadar zaferi arzuluyoruz. Bir siyasi partinin üyesi isek en büyük yüzdelik dilimler bizim olmalı. Kullandığımız dil, takındığımız tavır, ettiğimiz hakaretler, bulunduğumuz ithamlar hiç ama hiç önemli değil. Pastanın en büyük dilimi, en yüksek mevkii bizim olsun yeter. Bu amaç uğruna zaten her şey mübah. Hal böyle iken yenilmenin güzelliğine dair cümle kurmak çoğumuza anlamsız geliyor. 

İdeal olandan uzaklaşıyoruz günden güne. Herkesin dediği, çoğunluğun yaptığı daha da cazip hale ge(tiri)liyor. Talut-Calut kıssasındaki nehir oluk oluk akarken, her gün muhtelif nehirlerle imtihan edildiğimiz kalbi kurumuş bu çağda kana kana içiyoruz her nehirden. Talut’un ordusundaki o nehirden içen askerler gibi bitap düşüyoruz en nihayetinde. Kıssa sonunda nazil olan ayet ise unuttuğumuz bir hakikati ilahi ağızdan tekrar bizlere hatırlatıyor: ‘‘Nice azlar nice çoklara galip geldi.’’   

Muhitimizdeki her şey daha çok kazanmayı, karşımızdakine söz hakkı tanımamayı öğütlerken yenilmenin, daha çok yenilmenin güzelliğini nasıl anlatalım? Nasıl anlatalım yüzde yedi oranında oy alınan bir  seçimde sanki yüzde elli oy oranı almış bir siyasi parti müntesibiymişçesine ‘‘Bize yüzde yedi derler’’ diyen İsmet Özel’i. Mutluyum, çünkü galip gelmedim/ Cana ferahlık veren o gizemli sarnıçtan/ Arklar açmalıyım bahçesine kalbimin./ Mutluyum, çünkü galip gelseydim/ Madalyam olacaktı, yüreği kangren yapan/ Ve bir gururum, kendini okşatan./ Mutluyum,çünkü yenilmeseydim/ Ey hırs, ben senin ürkek ülkenim-/ Diye bitmeyecekti şiirim’’ diyen şairin mısralarını nasıl anlatalım?  

Mağlubiyet ile böylesi bir sualin peşine düşmüşseniz yolunuzun ‘‘yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır’’ diyen Sezai Karakoç’un yoluna düşmesi içten bile değildir. Yolunuz bir kere yoluna düşünce ona dair en küçük bir ayrıntı bile heyecanlandırır insanı. Cağaloğlu yokuşundan çıkarken bir bayram sabahı, bayramlaşmak ümidiyle, eline bir can simidi gibi sarılsam uzatır mı elini diye düşünürken karşınıza çıkıvermesi…  Mardin-Sivas istikametinde yola revan olmuşken doğduğu topraklar olan Ergani’den geçmek, yine aynı istikamette şairin ilk sanatsal ilhamlarını aldığı yer olan Maden tabelasını görmek. 

Ona dair en küçük bir ayrıntı bile heyecanlandırır demiştik. Üstat Sezai Karakoç’un hatıratında anlattığı üzere, sualimizin cevabı niteliğinde böyle bir ayrıntıya rastlıyoruz.  Fethi Gemuhluoğlu üstadın kendisini, Gülhane Parkı’nda kendisini bir şeyh efendiyle tanıştırır. Bir ara, Fethi Gemuhluoğlu Sezai Karakoç'u işaret ederek o zâta ısrarla: “Efendi Hazretleri, bu zât hakkında ne buyurursunuz?" sorusunu yöneltir. Şeyh efendi cevap vermekte acele etmez hatta bir süre cevap vermez. Ancak Gemuhluoğlu ısrar edip sorusunu birkaç kere tekrarladı. Bunun üzerine şeyh efendinin cevabı Sezai Karakoç'u hiç tanımasa da "yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır" mısrasına düşülen bir şerh gibidir; " o hep mağlup görünür ama hep galiptir."

Yazımızın sonuna gelirken çoğa değil aza kanaat edenlere, nicelik değil nitelik diyenlere ‘‘şampiyon olamayan takımları, iktidara gelemeyen partileri, devamı gelmeyen dergileri ve gözlerine bakamadığımız kızları sevmedik mi hep zaten’’ diyenlere, ‘‘o filmin sonunda hep ağlayanlara’’ selam ederek son noktayı koyalım.

 
 
 

Comments


bottom of page